10.2.09

İstanbul'un Tılsımları -Son-

Bugün tılsımlarla ilgili makalenin son kısmını yazacağım ve son :)

Onuncu tılsım da bir kahin marifetiydi ki, yine Sultanahmet Meydanı'nda olup, şehri yılanlardan , akreplerden, hulasa zehirli haşere ve çiyandan korurdu.

Biririne sarmal dolanmış, üç gövdesi, üç başı olan ejder şeklindeki tunç tılsımın iki başının ne zaman kırıldığı ve bu yüzden İstanbul'un başına ne gibi felaketler geldiği bilinmez.

Halk arasında Yılanlı Sütun namıyla tanınmış olan tılsım, Sultanahmet Camii yapılırken toprak altında kaldı, o zaman şehri haşere bastı, bunun üzerine yeniden ortaya çıkarıldı. Ama Sultan II.Selim, at üzerinde buradan geçerken, bir topuz vurunca ejderin batıya bakan kafası koptu. O an İstanbul'Un batı yakası yılan istilasına uğradı.

On birinci tılsım bir kahramanlık abidesiydi ki, 32 adam boyunda olup, kesme taşların birbiri üstüne dizilmesiyle yapıldığı için Örme Sütun diye bilinirdi.

Bu tılsım, ne zaman yılgınlık doğsa, ne zaman ahalinin ruhu daralsa kerametiyle imdada koşar, İstanbul ahalisini ferahlatırdı. Bu yüzden ki, Bizanas'ın nice imparatoru ona sahip çıkmıştı.

Bizans İmparatoru Konstantin, bu sütunu, babası I.Basileios'un savaştaki başarılarını tasvir eden kabartmalarla kaplatmıştı. Hatta mermer kaidesinde şunlar yazardı: "Konstantinos, Rodos şehrindeki dev abideyle rekabet edecek bir harika yaratmak istedi."

Ama Latin istilası sırasında işgalciler bu tunç kabartmaları söktü, eritip para bastı.

Evliya Çelebi bu saydıklarımızdan başka yedi tılsımdan daha söz eder. Bunların yedisi de (nedense) Altımermer diye bilinen mahallededir. Koca Mustafa Paşa-Fındıkzade arasında yer alan Altımermer'de vaktiyle yedi mermer sütun vardı.

Bunlardan birini Kavala tiranı Fliko inşa etmişti. Bunun üzerinde tunçtan bir sinek vardı ki durmaksızın vızıldar, o sayede şehre asla sinek girmezdi.

Yedi mermerin ikincisine İlahi Eflatun da bir sivrisinek resmi çizdirmişti ki, o sayede şehre asla sivrisinek girmezdi.

Üçüncü sütuna İlahi Hipokrat bir leylek resmi yapmıştı ki, bu leylek yoluna devam edeceği yerde şehirde yuva kuran leylekleri helak ederdi.

Dördüncü sütuna İlahi Sokrat tunçtan bir horoz yapmıştı ki, bu horoz yirmi dört saatte bir ötünce şehrin bütün horozları da ötmeye başlardı. İstanbul'un horozları seher vaktinden başka, gafilleri uyandırmak için gece yarısı da öterdi.

Beşinci sütuna İlahi Fisagor tunçtan bir kurt yapmıştı ki, bu sayede İstanbul'un bütün koyunları çobansız meralarda vahşi kurtlarla birlikte gezerdi.

Altıncı sütuna İlahi Aristoteles bir genç adam ve bir genç kadın resmi çizmişti ki, şehirde kavgalı, dargın eşlerden biri gidip bu sütunu kucaklarsa o an barışırdı.

Yedinci sütuna Calinus Hakim kalaydan iki yaşlı acuze yapmıştı ki, şehirde eşinden boşanmak isteyen gidip bu sütunu kucaklarsa ayrılık olurdu.

Evliya Çelebi, İstanbul'un karalarında hüküm süren tılsımlardan başka, şehri kuşatan denizlerde hüküm süren tılsımları da anlatır ki bunlar altı taneydi.

Birinci tılsım, Çatladıkapı'daydı. Burada uzak zaman tiranlarından Güngörmez Padişahı'nın sayarı, sarayın bahçesindeyse, dört köşe bir sütun üzerinde tunçtan tılsımlı bir dev heykeli vardı. Ne zaman ki İstanul'a Akdeniz tarafından düşman gemileri gelse, anılan tunç dev ateş püskürtür, bütün gemileri yakardı.

İkinci tılsım, kadim Kadırga limanında bağlı yekpare bakırdan bir gemiydi ki, zemheri kış ayında ve yılda bir gece sefere çıkardı. İstanbul'da ne kadar sihirbaz, büyücü, falcı avrat varsa hepsi bakır gemiye doluşur, sabaha kadar çığlıklar atarak denizde dolaşırdı.

Üçüncü tılsım, keza yine bu bakır geminin benzeri olup Tophane rıhtımında dururdu. Zemheri kış ayında ve yılda bir kez sefere çıkan gemi Karadeniz'i muhafaza ederdi. Rivayet o ki, Muaviye oğlu Yezid, Galata'yı fethedince bu gemiyi parça parça etmişti.

Dördüncü tılsım, Sarayburnu'ndaki tunçtan üç başlı bir ejderhaydı. Akdeniz, Karadeniz ve Üsküdar'dan gelen düşman gemilerine bu ejder ateş saçıp, hepsini yakardı.

Beşinci tılsım yine Sarayburnu'nda, 300 yüksek direk üzerinde 360 tür deniz deniz yaratığının şekillerinden oluşurdu.

Altıncı tılsım bolluk getirirdi. Erbain mevsiminde kırk gün kış olduğu vakit, balıklar, tılsımın etkisiyle dalga olmadan kıyıya vurur, bütün İstanbul halkı bolluğa kavuşurdu.

Daha sonra bu tılsımlar Hz.Muhammed'in doğum gecesi büyük depremden yıkılmıştı...

Bugün dahi kimi izleri gündelik yaşamımızda görülebilen bu inanışlar, hem Bizans hem de Osmanlı dönemlerinde İstanbul halkının ortak endişe, korku, coşku ve umutlarını ifade eder. Ve Evliya Çelebi tarafından günümüze taşınan bu hurafeler, en azından atalarımızın çaresizliğe düştüklerinde pes etmeyip nasıl yaşama sarıldıklarını göstermesi açısından hatırlanmaya değer.

Magazine Turkiye- Şubat 2009
Makale: Gazeteci Ümit Bayazoğlu

5 yorum:

  1. Tılsımlara bayıldım,ilgiyle okudum.Zaten tarihi de istanbul'u da çok seviyorum.Osmanlı'yı imparatorluk yapan şehir,daha ne gizemler saklıyordur içinde kimbilir :)Çok teşekkürler...

    YanıtlayınSil
  2. ayçacım güzel hikayelerinin hepsini zevkle okudum çoğunluk şaşkınlıkla kimini de ürkerek ağzım açık okudum teşekkürler...

    YanıtlayınSil
  3. Ya çok ilginç seni tılsım uzmanı seçeceğim bu gidişle:))
    Bir solukta okudum.
    Paylaşımın için çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  4. Çok hoş bir yazı...Gözlerimizin önünde neler var anlamlarını hiç bilmediğimiz...teşekkürler...Öz.

    YanıtlayınSil
  5. öncelikle üşenmeyip onca yazıyı yazdığın için sağol bazılarını gerçekten abartılı buldum ama bazıları da keşke kalsaydı da bilimsel olarak incelenseydi diye düşündüm belki açıklanabilir birşeyler vardır ve o yıllarda bunun kullanılması çok hoş bir bilgi olurdu

    YanıtlayınSil