31.7.09

Yavru Kedi Sahiplenmek İster misiniz?


Herkese günaydın,

Ebrulikedi'nin oturduğu sitenin bahçesinde, sahibi bakamadığı için vermek isteyen 2 aylık yavru bir kedi bulmuşlar. Bu yazısında da yazmış.

Kedinin kendisi beyaz, kuyruğu sarı. Fotoğrafını gidip çekmeye çalışırım görmek isteyenler için. Ama şu an için önceliğimiz kedişi sahiplendirmek. Bulunduğumuz semtte çok fazla sokak köpeği var ve bu nedenle bu kedişi sahiplendiremezsek sokakta mahvolur.

Ankara'da oturan, kendini hayvan bakabilecek sorumlulukta hisseden ve yavru kedi almak isteyenler lütfen bana ya da ebruli'ye haber versin.

Tek isteğimiz iyi bakacağınız ve sevgi göstereceğinize dair sözünüz...En kısa zamanda, el birliği ile yawru kedişi sahiplendirelim, onun da sıcak bir yuvası olsun :)

30.7.09

Siyam Kedisi Olan Var mı???


İşlerimizin yoğunluğu sebebiyle, Cipsi kendisiyle fazlaca ilgilenilmediğini düşünüyor. Siyamlar, diğer kedi türlerinden çok farklı. Hep anlatıyorum ya kendini insan evladı zannediyor. Seninle sohbet edecek kadar geveze, sen üzüldüğünde ya da hasta olduğunda ağlayacak kadar duygusal, derdini anlatma konusunda çok usta, yaptığının hata olduğunu anlayacak kadar zeki ve maalesef ilgi arsızlığı sebebiyle biraz fazla şımarık...

Bize son üç gündür çok sıkıntılı günler yaşatıyor... Normalin dışında bir durumumuz yok evde son bir kaç gündür. Ben fotoğraf işlemek için bilgisayar başındayım. Gerekli zamanlarda kalkıp Cipsiyle fazlasıyla ilgileniyor ve oynuyorum. Ama ona yetmiyor... Sürekli beni oynat, beni sev diye bağırıyor... Bilgisayar başındayken, kucağıma alıp seviyorum saatlerce yine de yetmiyor... Telefon çalıp, ben konuşmaya başlayınca kıskançlığından neler yapıyor anlatamam...

Bunlardan biri de işte 3 gündür yaptığı ve beni gerçekten kahreden kendi kumunu yemesi... Ne yapacağımı gerçekten bilemiyorum. Sırf ilgi çekmek için yapıyor. Nereden biliyorsun belki tadı hoşuna gidiyordur diyebilirsiniz. Biliyorum çünkü bir anlık bir ilgisizliğimin sonucunda hemen kum kabının yanında bitiyor, bir tane kum çıkarıp dışarı yemeye çalışıyor bir yandan da beni kesiyor...

Bğırdım, kızdım, konuşmadım, küstüm, yatak odasını yasakladım, ona vuramadığım için sinirimden oarayı burayı yumrukladım :(( Yine yiyor yine yiyor :(

Hiçbir şey umurumda değil de hasta olursa ben ne yaparım diye düşünmeye başladım. Gerçekten kendimizden çok ihtimam gösteryoruz biz bu hayvanlara. Evin çocuğu gibi biliyorsunuz. Annem bazen diyor ki sen yaptın bu kediyi böyle... Hayır işte ben yapmadım. İlk veterinerimizi değiştirmemizin sebebi de buydu. Siyamları tanımaması. Yaptığı numaralara hastalık gözüyle bakmasıydı.

Ya arkadaş bir kedi ilgi çekmek için topal numarası, öksürük numarası, bayılma numarası yapar mı??? Bu kedi yapıyor işte, şaka gibi ama o bir siyam ve bazen çileden çıkabiliyorsunuz...

Ne olur siyamı olan birileri varsa bana akıl versin, bir şeyler önersin...

Birazdan veterineri de arayıp ne yapmam gerektiğini sorucam ama ne olacak bilmiyorum...

Yazmazsam merak etmeyin, biraz işlerim var ve Cipsi sebebiyle biraz fazla keyifsizim...

Kendinize iyi bakın...

****************************

Veterinerimizle konuştum. İlk kızgınlığında hormon iğnesi yapılmıştı, kızgınlığını geciktirmek için. Çok küçüktü çiftleşmek için. Bu kez sessiz kızgınlığa girmiş olabileceğini söyledi. Çünkü ilk kızgınlığında iğne olmuştu, bu kez de aynı şey başına gelebilir diye düşünüyor olabilirmiş Cipsi. Neyse tatile çıkacağımız hafta veterinerimizin pansiyonuna bırakacağız ve bir siyam erkeği ile çiftleştirecekler... Kum yeme sorununu da tuvaletini yaptıktan sonra kum kabını kaldırarak çözebilirmişiz...

******************************

27.7.09

Yeni Bir Haftaya Merhaba :)

Çok yoğun ve yorgun geçen bir haftanın sonunda, bugün nihayet biraz fazla uyurarak dinlendim :)

Biliyorsunuz sabahın kör saatinde uyanır, sonra da asla uyuyamam :) Bugün maalesef öyle olmadı. Serhat'ın "kalkmayacak mısın" dediğini hayal meyal hatırlıyorum :) Sonra bir uyandım Serhat yok, cipsi ayak ucuma yatmış beni bekliyor :)) Saat de olmuş 09:40. Kalkıp geceden makinada kalan çamaşırları astım. Yeni bir makina daha attım. Mutfağı, salonu, çalışma odasını toparladım. Bu arada cep telimin şarjı bittiği için "ben uynadım" demek için Serhat'ı da arayamadım" :)

İşler maşallah şu aralar harika gidiyor. Herşey yavaş yavaş yoluna giriyor işte. Aşkom ve ben çok mutluyuz :) Tabii Aşkom biraz şikayetçi, hem işe gidiyor, hem yaz okulu var, hem de fotoğraf çekimlerine birlikte gidiyoruz... E yoruluyor haklı da... Ona da çözümler üretim aşamasındayım. Deha gelseydi Avusturya'dan aşkom bu kadar yorulmazdı. Deha gelene kadar olmazsa fotoğraflarına güvenebileceğim bir arkadaştan yardım isteyeceğiz. Hem o da para kazanmış olacak, hem de Serhat biraz nefes almış olacak.

Sonracığımaaa :) Geçen cuma, İsveçli çift memleketlerine dönmeden albümlerini hazırlamak istedim. Bir günde, fotoğraf seçimi, fotoğraf düzenlemesi ve albüm tasarımı yapabilir miyim dedim. Çok zor. Çünkü albümü hazırlamam en az 3 günümü alıyor... Sabahın 6:20'sinde oturdum bilgisayar başına. Kendimi kaybettiğimde saat 15:30 civarıydı :))) Serhat aradı, sorduklarına cevap veremediğimi farkettik :) Beynim durmuş da ayıptır söylemesi :))

Hazır fırsat bu dedim ve ebrulikedi'yi aradım. Biz meğer birbirimize çooookkkk yakın oturuyormuşuz :D Arada 2 site var, yürüme mesafesinde 5 dk falan :) Neyse aradım, dedim arkadaşım benim işler bitti ben de bittim :) Müsaitsen gel bi kahve içelim, ben de dinlenmiş olurum :) Ebruli geldi, kahvelerimizi içtik, kendimize geldik, sohbet muhabbet, onun eşi aradı, benim serhat geldi :) Biz hala oturuyorduk, ertesi sabah çekime gitmeyecek olsak, walla daha da otururduk biz :) Cipsiye ve bana hediyeler getirmiş, çoookkkk teşekkür ediyoruz sana :) Cipsi çok sevdi yeni oyuncağını :) Ben de masama yerleştirdim hemen hediyelerimi :)


Dün akşam üstü markete gittik. Kahve almamız gerekiyordu. Normalde Nescafe ve Jacops arasında fiyat karşılaştırması yapar, hangisi daha uygunsa onu alırız. Bu sefer Jacops'un hem fiyatı çok uygundu hem de kupa hediyeliydi :) Evde zaten 6-7 tane Nescafe'nin kupası mevcut :)) BU kez de Jacops'tan iki kutu alarak, 2 kupa daha edindik :) Kupa gayet başarılı olmuş bence. Buyurun burada

Bitmediii :) Aşkom, uzun zamandır elektro gitar almak istiyor. Benim 15 yıllık bir klasik gitarım vardı. (Hiç çalmadım, o da ayrı bir hikaye) Elektroyu hemen alamayacağımız için, biraz oyalanması ve parmaklarının alışması için benim gitarı İstanbul'dan getirmiştim. Bir kaç haftadır çalışıyordu Serhat. E bu hafta güzel güzel işler yapıp, ödemeleri peşin alınca, dayanamadım :) Dün aşkoma ( aslında doğum gününde alacaktım) bir elektro gitar ve anfi aldık :) Çok mutlu yeni oyuncağı ile , görseniz çocuk gibi.
Son olarak geçen hafta sevgili arkadaşım örgüeli'nden aldığım sihirli ödül var :)
Ben sihirli değneğimi sallıyorum ve hepinize mutluluj yolluyorum :)



Şimdilik bu kadar efem, sizleri ziyaret edemediğim için doğru düzgün bir haftadır. Şimdi ziyaretlerime başlıyorum. Kocaman öpücükler hepinizeeee, çoookkk güzel bir hafta geçirin :)

21.7.09

“Palermo Shooting”


Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı... Şöhrete ve paraya doymuş. Yaşadığı büyük kentin gürültüsünden, sürekli çalan telefonların sesinden, ha bire “Kendini toparla” diyen sıkıcı öğütlerden sakınabilmek için müzikle tıkıyor kulaklarını...
Arabayla eve döndüğü bir gece yarısı, yine kulağında notalarla keskin bir virajı alırken ölümcül bir kazadan kıl payı kurtuluyor.
Çarpmak üzere olduğu aracın penceresinde ölümün yüzünü görüyor.
Azrail’iyle yüzleşiyor.
Az kalsın tabutu olacak arabasından inip yürümeye başlıyor.
O andan itibaren, kendisini kovalayan ecelin peşine düşüyor.
Ve ölümü kovalarken, yaşamı keşfediyor.
* * *
Hayranı olduğum Alman film yönetmeni Wim Wenders’in son filmi “Palermo Shooting” (“Palermo’da Yüzleşme”), hayatı, ölümü ve kendini sorgulamaya davet ediyor izleyicisini...
Ölümle yüzleşmesinin ardından Palermo’da ikinci hayata başlayan fotoğrafçı, eski hayatını kirli bir elbise gibi çıkarıp atıyor üzerinden... Bu güzelim Akdeniz adasında, kulağında müzikle saatlerce yürüdükten sonra cep telefonuna göz atıyor:
“Yokluğumda 23 kişi aramış” diyor.
“Yokluğum” dediği, “varlığı” aslında...
Belki de ilk kez kendisi için “var” olduğu saatler...
O adada tanışıp sevdiği kıza, “görmediği hiçbir şeye inanmadığını” söyleyince şu cevabı alıyor:
“Bense sadece görmediklerime inanırım:
Tanrı, aşk, yaşam gibi...”
* * *
Filmin bir sahnesinde çobanlık yapan zengin bir işadamı, yeni hayatına doğru yürüyen fotoğrafçıya bir hayat dersi veriyor:
“Bazen bir şeyleri son kez yaptığımızı fark etmeyiz. Belki o yüzü son görüşümüzdür ya da o yoldan son geçişimiz... Bir şarkıya kulak verirken onu bir daha hiç dinleyemeyeceğimizi bilmeyiz; birinde tattığımız aşkı, bir daha hiç yakalayamayacağımızı bilemediğimiz gibi...
“İşte o yüzden, her şeyi son kez yaşar gibi doyasıya yaşamalıyız.”
* * *
Michael Jackson’ın “son konseri”ne hazırlanırken ölüvermesi bana bu sahneyi hatırlattı.
Basın toplantısında kararlı bir edayla “Bu kesinlikle en son konserim olacak” diyordu.
En iyisi olsun diye çabalıyordu.
Bizse, gençliğimizin efsanevi pop starını sahnede son kez izleyebilmek için bilet arıyorduk.
Oysa hayat, kendisine rağmen plan yapılmasından hiç hoşlanmazdı.
Onun, başka bir “son” planı vardı.
* * *
O yüzden, siz siz olun, hiçbir şey için “son” demeyin.
Neyin gerçekten “son” olduğunu bilemezsiniz.
Hayat bazen, sonuncuyu çoktan yaşatmıştır size, esaslı bir finali bile çok görür; bazense “Bir daha olmaz” zannettiğiniz şeyi, ummadık anda karşınıza çıkarıverir.

En iyisi, her şarkıya son kez dinler gibi kulak vermek, her baharı bir dahakini göremeyecekmiş gibi içine çekmek, her dostla, ana babayla son buluşmaymış gibi sımsıcak kucaklaşabilmek, her aşkı en sonuncuymuş gibi doyasıya yaşayabilmektir.

Can Dündar




20.7.09

15 Saatte İstanbul :D

Eeee sen inat eder, tren projem var, fotoğraf çekicem ben diye ayak diretirsen böyle olur :D

5 Saat Ankara Garında tren bekledim. Yol da 10 saat sürdü :) Kendi rekorumu kırdım. 5 sene kadar önce İstanbuldan Ankaraya 11 saatte gelmiştim. Artık yeni bir dünya rekorum var :))) 15 saat :) Ama şahsi olarak pişman değilim, güzel fotoğraflarla birlikte güzel hikayeler çıkardım :) Uzun ama benim için verimli bir beklemeceydi...

Neyse sonunda vardım İstanbul'a ama babama yazık oldu. Adamcağız gecenin köründe sabahın 3'ünde Haydarpaşa'da beni bekliyordu. Zaten kalmış ufacık tefecik. Dedim annem bakmıyor mu sana :)) Meğer biraz nane mollaymış bu aralara araları, sorduğum soru babamın anlatmasıyla anladım ki tuz biber oldu. İçimden ahh anne ahh anne diye geçirirken eve gelmiştik :) Saat sabah 4, şaka değil valla gerçek :) Karnım aç, nasıl susamışısın, annem dayımların yazlıkta, kardeş bilmem kaçıncı uykuda. Neyse babacım yattı, ben de bir şeyler atıştırıp cuup yatağa :)

Sabah uyumam mümkün mü? Benim koca adam kardeşim uyanamaz, sanki annem yok diye bu görevi devralmaya gelmişim :D Uğur beyi en son sesimde mecal kalmayınca bir bardak su ile uyandırdım. Kahvaltısını yapan çıktı. Ben de oturdum çantamı dolaba yerleştirdi. Haydinscimle haberleştik. Görüşmeyi çok istiyorduk. En azından işlerimin arasında bir iki saat görüştük. Hediyelerimi görmelisiniz :) Ben hediyemi götüremedim, çünkü Haydins'cim mailine ben istanbul'a vardığımda bakmış :))) Neyse artık hazırlayıp göndereceğim, evinin de renklerini öğrendim artık. İyi ki görüşmüşüz, üşenmeden Anadolu yakasından kalktı geldi yanıma canım benim, konuştuk da konuştuk :) Çok mutlu oldum, harika vakit geçirdim.

Perşembe günü yarışma fotoğrafı çekmek için Büyükada'ya, Cuma da Ankara'dan bir abimizin siparişlerini almak için Beyazıt, Tahtakale civarlarına gittim. Gitmişken önce Gece'ye bir ce eee dedim :) Tam sınava girmek üzereydi 15 dk görüşebildik. Sonra da Yeldacığıma uğradım. Artık utanıyorum Yelda'dan hediye aldım demeye. Ankara'ya geldiğinde kraliçeler gibi ağırlıycam sizleri :))) ( Serhat'a aldığı hediyeleri fotoğraflayamadım, sabah kravatını taktı gitti işe ) :)

Biraz karışık, biraz yoğun ama bol fotoğraflı güzel bir İstanbul oldu. Görüşmeyi planladığım bir organizasyon şirketi ve bir çift ile maalesef kendilerine ulaşamadığım için görüşemedim. E onlardan haber beklerken İkea'ya gitmeden olmaz :) Çok istediğim ikea kumaşlarından iki parça aldım. İnşallah ilerde sattıkça daha çok alıp, kullanacağım. Seçmek çok zor çünkü... Bir de kurabiye kalıbı aldım ihi :)

Pazar sabahı Ankaradaydım. Dönerken de annemim Singer dikiş makinesini kaptım getirdim :))) Gözün vardı zaten diye bir de dalga geçiyor benle :))) Elim kolum dolu halimi görseydiniz şaşkınlıkla gülsem mi ağlasam mı derdiniz. Nasıl taşıdım Aşti'den Eryaman'a bilmiyorum :)))

İşte böyle. Ben geri döndüm. Bu hafta hayırlısıyla 3 çekimim var. Hepinize güzel bir hafta diliyorum şekerler :)

14.7.09

İstanbul'a Bir Ki :)

Birazdan İstanbul' doğru yola çıkacağım. Bir hafta kadar internete giremeyebilirim. Beni merak etmeyin emi :)

Öpüyorum hepiniziiiiiiiiii

12.7.09

Hafta Sonundan Notlar

Cumartesi sabahı 8'de uyandım, bir daha yatağa dönmek istemedim :) Çünkü biliyorum ki uyursam öğlen ancak kalkarız. Ben de bir güzel elimi yüzümü yıkayıp mutfağa koştum :) Cipsi hanım bu aralar pek bir uslu olup yatağımızın ucunda uyuduğu için de gürültüsüz oldu mutfak maceram :)

Çay suyunu koyup, poğaça yapılacak malzemeleri çıkardım tezgaha. 2 yumurta, bir kabartma tozu, göz kararı yoğurt, göz kararı zetin yağı, tuz, biraz toz şeker, aldığı kadar da unla uydurma poğaçalarımı yapıp fırına verdim. Çayımı demledim. Bir fincan çay alıp bir yandan da kahvaltı sofrasını kurdum. Biliyorum Serhat'ı o saatte uyandıramam :) Yarım saat kadar çalışma odasında oyalanıp, poğaçaları fotoğrafladıktan sonra Serhat'ı cipsiyle birlikte uyandırma operasyonuna giriştik.

Kahvaltı faslından sonra cuma sabahı pişirdiğim fimolarımı fotoğrafladım. Yenileri e-dukkan'a birazdan ekleyeceğim.Sevgili Kirpikteki Gözyaşı'nın önerisi üzerine biraz takı yaptım :)

Cuma günü çok keyifliydi benim adıma. Bir Düğün Hikayesi işi daha alıp, ön ödememi bile aldım. En güzeli embirle buluştum :) Sonrasında da Serhat'ın arkadaşları ile görüştük. Eve çok geç dönsek de yorgunluk hissetmedim, o kadar güzel bir günün ardından.

Embir'e morlu bir şeyler hazırlamıştım fimolarla :) Çok beğendiğini söyleyip küpelerini hemen kulağına taktı canım benim, güzel günler de kullan. Bana hazırladığı lavanta dolu nazarlığım ve şapka kitap ayracım ise hemen yerlerini aldı :) Çok teşekkür ederiiiimmmm, öpücükler gönderiyorum sana :)

Cumartesi gününe geri dönersek, arkadaşımız Alios'u görmeye gittik. İzninin bitmesi sebebiyle görev yerine dönecekti. Tatildeyken aldığı 2 aylık kurt köpeğini de görmeyi çok istiyorduk :) Alioslara gittik. Annesi saolsun bizi krallar gibi ağırladı. Gece eve dönmek yerine, uzun süre görüşemeyeceğimiz için hep birlikte sabahladık. Köpeği viski'yi görmeniz gerek aman allahım, böyle bir sevimlilik olamaz :) (cipsi duymasın) Bu sabah da Alios havaalanına biz de evimize döndük.

Umarım hepiniz güzel bir hafta sonu geçirmişsinizdir. Kocaman öpücükler gönderiyorummmmm :))

10.7.09

-Başlıksız-

Hava öyle sıcak ki, bezginlikten ne yapacağımı bilmeden yerimde oturuyorum. Dün gece yine bir öksürük krizi başladı ki, hala ufak tefek devam ediyor. Bütün gece öksürdüm, yorgunum, kendimi sağlık olarak iyi hissetmek istiyorum artık. Sıcaklardan hava iyice kurudu ve bu da beni mahvediyor. Öksürüklerim genel anlamda Ankara'nın kurusuyla alakalı. Sıkıldım artık sizlere öksürüyorum demekten. Üzerime yapıştı resmen. Ama bir kaç kişiden yine duydum Ankara'nın kuru havası sebebiyle aylarca öksürenleri. Önümüzdeki hafta tekrar bir doktora gideceğim büyük ihtimalle...

Dün akşam - bir yandan kohur kohur öksürürken- cnbc-e'de "Gitar ( The Guitar - 2008 ) " adında bir film izledim. Filmin yönetmeni Amy Redford'un (Robert Redford'un kızı) ilk filmi. Filmin konusu biraz marjinal gelebilir. Hadi canım dedirticek tarzda. Yine de popüler ve sanat filmi arası bir film. Ben çok etkilendim. Konusu itibariyle öksürüğümle ilgili kanser araştırmalarına yönlendirdi beni. Her ihtimali hayatıma sokmalıyım mantığıyla "gırtlak kanseri" belirtilerini araştırttım aşkoma ( çok sinirlendi araştırırken)... Filmi bulabilirseniz izleyin derim.

Geçen hafta aslı'nın mutfağında görüp, çok pratik gelen bir tarif vardı; Tortilla böreği. Tortilla'yı ilk kez duymuştum. Hafta sonu markete gidince hemen ekmeklerin olduğu bölümü arayıp, tarayıp tortilla'yı buldum. Nam-ı diğer lavaş ekmeği :) Dün ise akşama doğru tutan hamaratlığımla önce zeytinyağlı yaprak sardım, sonra da tortilla böreğini yaptım :)



Öğleden sonra evde olmayacağım. 2 Hafta sonra Düğün Hikayelerini çekeceğim çift ile görüşüp, ön ödememi alacağım. Sonra da bir aksilik olmazsa embir ile buluşacağım. Sonracığıma akşam da aşkomun arkadaşları ile bir buluşma var. Haydi bakalım giyinip en ince kıyafetleri, şapka, gözlük takıp sokaklara düşelim :)

Kendinize iyi bakın, iyi hafta sonları, öpüyorum hepinizi...

7.7.09

EvdeOfis.com ve Ayça


Arkadaşlar geçenlerde 10marifette bir arkadaşın tanıtımıyla farkettiğim bir site evdeofis.com. Aradan bir kaç gün geçti geçmedi, benimle iletişime geçtiler.

Home office (evde) çalışıyor olmam ilgilerini çekmiş. Hikayemi paylaşıp paylaşamayacağımı sordular. Siteyi ilk gördüğümde taktir edip, izlemeye almıştım. Bu nedenle seve seve onlar için röportaj sorularını cevapladım, dilim döndüğünce. Sıcak kanlı ve dostane yaklaşımlarını görünce ise iyi ki kendi hikayemi onlarla ve evdeofis.com ile paylaşmışım dedim.

Evdeofis.com ekibine kucak dolusu sevgiler gönderiyorum, teşekkürler...

Alttaki linkte beni ve evdeofis.com ekibinin güzel giriş cümlelerini bulacaksınız :)

Bir home-ofis kahramanı: Ayça!

6.7.09

Hafta Sonundan Notlar


Herkese günaydııınnn :)

Ne güzel bir sabah bu sabah, hafif bir serinlik var. Her ne kadar bu hafta çok sıcak gececek dese de hava durumu. Sabahları serin olsun yeter bana :)

Cuma günü o kadar geç yattık ki, cumartesi ve pazar günü de uyanışlarımız hayli geç oldu diyebilirim :) Cumartesi evde pinekleyerek geçti. Biraz fimolarla oynadım, hazırladıklarımı pişirmem gerek. Cipsi'nin güneş alerjisi çıktı. Bu nedenle evdeki bütün perdeler kapalı :) Bizim evde alerjisi olmayan bir kedi eksikti diyorum artık. Veteriner bile ailecek bu alerjik durumumuza güldü, ne desin ki :)

Pazar günü geç kahvaltının ardından içilen kahvelerle yola düştük. Market alışverişi için Kc Göksü Alışveriş Merkezine gittik. Migros'ta alışverişe başlamadan önce her zaman yaptığımız gibi alt kattaki Pet Shop'a uğradık. Bakalım neler var neler yok, kedişler ne alemde diye. İyi ki de uğramışız. Bir camlı bölmede yaklaşık 10 tane kediş, ne suları var, ne kumları kalmış... Pet Shop'taki adam camı açıp bir de sevgi gösterisi yaparcasına bize, hayvanlara vurarak sevmeye başldı. Ayy kalbim duracak, adamı yere yatırıp üzerinde tepinesim geldi. Keza Serhat da çok kötü oldu. Hemen çıktık ve nereye şikayet ederizi düşünmeye başladık. Aklımıza ilk HAYTAP geldi. Eve gelir gelmez Haytap'ı aradık ama tabii ki pazar günü olduğu için kimseye ulaşamadık. Sonra Serhat'ın internette yaptığı küçük bir araştırmayla, Pet Shopların İL TARIM MÜDÜRLÜKLERİne bağlı olduğunu öğrendik. Bugün Serhatım şikayette bulunacak. Sizden de ricam. Eğer Ankara Eryaman civarında oturan bir hayvan sahibiyseniz lütfen bu bahsettiğim Pet Shop'tan alışverişi kesin. Umarım acilen İl Tarım Müdürlüğü gereken neyse yapar. Ve oradaki yavrucaklar bir an önce sıcak bir yuva bulur...

***

Bir de benim cahilliğimden midir bilinmez :) Çocukluğumun çikolatası Ülker Napoliten ( Aslında ülker ürünleri almıyoruz ama napolitenin ayrı bir yeri var içimde) Antep Fıstıklı çikolata çıkarmış. Biz görünce kocacımla gözlerimiz yerinden çıktı :))) Hemen bir paket alındı. Nasıl güzel yine. Benim gibi duymayan varsa haberiniz olsun :)))

***

Sonunda e-dükkan açtım. Artık fotoğraf ve elde yaptıklarımı bu e- dükkan'da satışa koyacağım. Haydi bakalım hayırlısı :)

***

Şimdi bitirmem gereken bir düğün hikayesi albümü var, daha baskıya gidecek.

Öpüyorum hepinizi, güzel bir hafta geçirin :)